24 Temmuz 2010 Cumartesi

emziren annelerin durumu .. çalışsınlar ya da çalışmasınlar hiç farketmez..

dün facebookdaki status bölümümde her türlü mobinge hayır... emziren annelere duygu sömürüsü ve baskı yapmayın, bebeklerin sağlığını riske atmayın. yeterrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr ... şeklinde bir yazı yazdım. çünkü artık çevremden duyduğum,okuduğum,kendim bizzat zaman zaman yaşadığım bu tür duygu sömürüleri ve baskılardan bana GERÇEKTEN fenalık geldi. ne oluyoruz yahu böyle ... Türk toplumunda anneler , kayınvalideler,ablalar, görümceler .. kısacası kadın milleti birbirini çekemiyor.. genelleyerek söylemek zorundayım ,çoğunluk böyle.. üye olduğum mail gruplarından birinde bir arkadaşım sıkıntısını paylaşmış, kayınvalidesi ve çocuğunun doktoru arkadaşa sütünün az olduğu bu yüzden bebeğini mama ile beslemesi konusunda baskı yapıyormuş. kayınvalidesi ve görümcesi de , arkadaşın bebeğine bakması konusunda devamlı eleştiride bulunuyormuş. Çocuk onun çocuğu kime ne????
gerçekten inanamıyorum toplumumuza . sadece eleştiri için  mi var bu insanlar ?
annenin sütü neye göre , kime göre az geliyor ? bebeğin sağlığı yerinde ise sütün az gelmesi ne demek?
hemen 180 cc,200 cc bilmem kaç cc mama verin çocuğa diyorlar..
annenin sütünü artırmak için ona destek olmak akıllarına bile gelmiyor.
Annenin böyle bir durumda gerçekten anlayışa , biraz dinlenmeye ve sevgiye ihtiyacı var. Doğa o kadar mükemmel işliyor ki , anne rahatladığında mutlu olduğunda sütü bol ve sağlıklı bir şekilde geliyor. Bebek de anne sütünden mahrum kalmamış oluyor.
Doğum yapmış annelere verilen her zarar aslında bebeklere verilen zarar demek. Toplum olarak bunun ne zaman farkına varacağız ? gerçekten merak ediyorum.
hamilelik dönemi bir kadının ne kadar rahat geçerse geçsin doğumdan sonra hamilelik dönemi ve doğum yorgunluğu çıkıyor ortaya. eee o zaman da lohusalık olayı başlamış oluyor. hormonların dengesizliği, bebeğe adaptasyon, uykusuzlukla mücadele,bebek bakımı  ( her ne kadar bakıcı olsa da bebeğin ana bakıcısı her zaman annesidir ya da annesi olmak zorundadır diye düşünüyorum) kısacık doğum izninin ardından işe geri dönüş, iş yoğunluğu,evin organizasyonu ve daha birçok detay. tüm bunlar annenin sorumluluğunda. anne bütün bunlarla uğraşırken bir de toplum,akraba hatta eş baskısı, duygu sömürüsü...
Aman Allahım , böyle bir durumda , YANGIN VARRRRR diye bağırmak herhalde normal bir durumdur.
Tüm anneler bu durumların hepsini yaşamıyor olabilir ama eminim ki çoğu anne bu durumların en az birini mutlaka yaşadı.
Günümüzde çoğu baba eşlerine ve çocuklarının bakımına destek oluyor. Ancak ellerinden gelebildiği kadar.
baba fiziksel destek için ne kadar çabalarsa çabalasın, iş annede bitiyor. Çünkü bebek ile anne avatar gibi özellikle 2 yaşına kadar.
Bilinçli çocuk doktorları, psikologlar ortak bir noktada buluşuyor:
Bebeğin temel ihtiyaçlarını annesi karşılasın. Annenin olmadığı durumda baba ya da bebeğin gün içinde her zaman irtibatta olduğu başka bir kişi ( mesela bakıcısı gibi )
0-2 yaş arasına bebek temel ihtiyaçlarının karşılanmasını bekliyor. anneyi temel ihtiyaçlarını karşılayan kişi olarak bünyesinde eşleştiriyor. Emzirme ( ya da mama ile beslenme ), alt temizliğ, banyo, uyku, sevgi-dokunma ihtiyacı .
diğer zamanlardaki oyun oynama, vakit geçirme ,etrafı inceleme ihtiyaçlarını annesi ya da zaman zaman başka biri ile de yapabilir .,
Önemli olan her temel ihtiyacını annesinin karşılayacağını bilmesi, KENDİNİ GÜVEN İÇİNDE HİSSETMESİ. Böylece geldiği bu dünyanın onun için güvenli bir alan olduğunu öğreniyor,benimsiyor.
Çözüm, daha bilinçli ve duyarlı yaşam. İnsanlar ne kadar eğitilirse eğitilsin bence bu gibi konular bilinçli ve duyarlı olmayı içselleştirme ile ilgili bir durum.
Ayyy çok uzun ve biraz daldan dala oldu ama birden akıverdi parmaklarımdan yazılar..
neyse , umarım her anne bebeğini istediği kadar , istediği rahatlık ve mutlulukda emzirir. Bebekler hep mutlu ve huzurlu büyür..
Herkese sevgiler.. iyi haftasonları..

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Yeni Hayat


Ne ilginçtir ki hayat Kaan'ın doğumu ile sanki donmuş. Bloğumuza son yazımız 22 Şubat 2010. Ertesi gün Kaan bizlere merhaba dedi ve bizler için "yeni hayat" başladı. Uzun zamandır aklımda olmama rağmen bir türlü kafamı toplayıp ta bilgisayarın başında iki satır bir şey yazamadım.

Merhaba Yeni Hayat, merhaba Kaan...geç te olsa sana bu siteden tekrar hoşgeldin...ve iyi ki geldin.

Kaan doğalı dörtbuçuk ay oldu. Zaman geçiyor ve ben daha fazla vakit kaybetmeden Kaan'ın babası ile ilk fotoğrafını siteye koyarak gelecekteki yeni yazılarımın müjdesini veriyorum.
Sevgiyle kalın,


Levent Atmaca

22 Şubat 2010 Pazartesi

Kaan'ı beklemeye devam ediyoruz ...

Kaan'cığımızı beklemeye devam ediyoruz arkadaşlar..içim hem heyecanlı hem de sabırsız.. bir an önce gelsin istiyorum ama o anlaşılan geleceği zamanı bekliyor. bize daha gelmeden ilk öğrettiği şey sabırlı olmamız oldu, ben geleceğim zamanı kendim karar veririm tüm hayatım boyunca kararlarımı ben vereceğim mesajını bize çoktannnn iletti veled..
işte kontrolcülüğün işe yaramadığı bir durum, beklemek zorundayız.
normal doğum istediğim için sağlık koşullarının izin verdiği son güne kadar bekleyeceğim Kaan'ın gelmesini.
Kaan tam bir balık burcu olacak anlaşılan, çok merak ediyorum onunla birlikte neler yaşayacağız, bize daha başka neler öğretecek? annesinden daha sakin ve sabırlı olacağı kesin..
bazen neden hala gelmedi diye sabırsızlanıyorum,stres oluyorum ; sonra da bu stresimden acaba Kaan etkilenmiş midir diye düşündüğüm için stres oluyorum:)) yahu geçse şu son günler de sonuca ulaşsak. sonra eminim kendime başka bir sonuç belirleyip hadi bu süreç de geçse diye kıvvranıcam.. ne kadar büyük bir yanılgı.. bu şekilde ömrümüz geçiyor farkında değiliz. anın farkına varamamak, anın zevkini alamamak .. en büyük yanılgılardan , işkencelerden biri..
siz ne dersiniz?

19 Şubat 2010 Cuma

Visibilia ex Invisibilius


Anlamı " Her görünen, görünmeyenden gelir". Sadece dakikalar oldu "Tanrılar Okulu" adlı kitaba başlamam ama daha başında beni etkilemeyi başardı. Aynı kavramları hayatıma sürekli çekmekle meşgulum ama hiç te şikayetçi değilim. Huzurluyum ve sanki öğrendiğim her şey bulmacanın bir parçası. Yavaş yavaş bir araya geliyor, kendini tamamlıyor. Bu yolculuk her geçen gün daha da zevk veriyor. Hangi yolculuk? Tabii ki kendimi tanıma yolculuğu...


"Ancak kim olduğunu biliyorsan 'ben' diyebilirsin; yaşamın efendisiysen ve bir iraden varsa."


8 Şubat 2010 Pazartesi

Hayata Dair...

Geçenlerde hayatımdaki tüm sevinçleri ve üzüntüleri nasıl karışık duygularla bir arada yaşadığımın farkına vardım. Aslında bunu düşünmeme yol açan Sokrates'in bir sözü olmuştu. Neden bu kadar hoşuma gitti bu söz bilmiyorum ama düşündükçe doğruluğuna daha fazla inanıyorum.
Sokrates der ki. "Tanrılardan biri hazla elemi birleştirip karıştırmak istemiş, bunu başaramayınca, bari şunları kuyruklarından birbirine bağlayalım, demiştir"
Hayatınızdaki en haz aldığınız anları bir düşünün, kıyısında köşesinde mutlaka bir hüzün yatar, o haz için ödemiş olduğunuz bir bedel elbette ki vardır.

Bağlanmış mutluluklar kederlerin,
Kederler mutlulukların kuyruklarına;
Al demişler sana bu da senin hayatın,
Ders çıkar, öğren,
Daha sonra öğret,
İz bırakan ne kaldıysa.

4 Şubat 2010 Perşembe

Kaan'ımızı beklerken..

Bu hafta bakıcımız başladı.. artık Kaan bebeği kucağımıza alma anına çok yaklaştık, hissediyorum. Kaan da gelmek için sabırsızlanıyor.
Yarın resmi doğum iznime ayrılıyorum. bir süre için iş ortamını bırakıyorum, pasif olarak izlemede olacağım.
Benim için yapılması çok zor durumlardan biri bu. bakalım ne oranda başarabileceğim? merak ediyorum açıkçası. Tamamen oğluma odaklanmak, onun yanında olmak istiyorum dünyaya geldiği ilk zamanlarında.
9 ay boyunca anne karnında olan bir bebeğin dünyaya geldikten sonraki ilk aylarında tek ihtiyacı olan annesinin yanında olması. anne karnındayken hissettiği güven ortamını, dünyaya geldikten sonra da hissetmeye devam etmesi.
Bu hafta başında dostum Emine ve eşim Levent bana kinesiyoloji testi yaptılar. Buna göre Kaan 06.02.2010 tarihinde geliyor yanımıza.. dün gece ben de dayanamadım , testi tekrarladım kendime, sordum Kaan'a , ne zaman geleceksin diye.. bana aynı tarihi ve saat olarak da öğle zamanını verdi.
Şimdi büyük bir merakla bu zamanı bekliyorum dostlar..
Göreceğiz ; acaba sabırsızlıktan kendimizi şartlandırdık mı tarih konusunda yoksa gerçekten Kaan gelmek istediği tarihi bize net bir şekilde iletti mi?
Herkese çok güzel bir hafta diliyorum,
Sevgiler,
Meltem

31 Ocak 2010 Pazar

Lütfen Dikkat !! Birazcık Özen Yeterli can dostlarımız için..

Kış geldi... Lütfen arabanızı çalıştırmadan önce oralarda bir yerlerde bir kedicik sığınmış uyuyor mu, bir bakın...

Şu anda bulunduğumuz apartmanın bahçesinde baktığımız Pıtırcan'ı daha çok küçük bebek iken otoparktaki arabalardan birine bu şekilde sığınmış ağlarken bulmuştuk..
Korkudan bir arabadan çıkıp diğer arabanın motoruna kaçıyordu. Onu yakalayabilmek için saatlerimizi harcadık ve buna değdi..

1 ay kadar veterinerde kalarak biraz büyümesini bekledik, o kadar küçücük ve ürkekdi ki .. Sonra yaz dönemine denk geldiği için bahçeye saldık ve bu şeker dost tam bir özgür ruh doğa tutkunu olduğunu ispatladı. Ağaç tepelerinden hiç inmedi , cerenimo şeklinde takıldı.
Şimdilerde çok büyüdü pıtırcan ve kısırlaştırıldı. Karda ve soğukta evimizin kapalı balkonuna alıyoruz onu yakın dostu minik ile birlikte. birbirlerine sarılıp, mırıl mırıl konuşuyorlar, uyuyorlar..

Tik tak tik tak…



Bu haftasonu gerçekten çok özel ve keyifli geçiyor. Bence hayat aynı “Sliding Doors” filmindeki gibi. Bazen doğru yerde doğru zamanda bulunuyor insan. O kadar çok olay aynı anda birbirini takip ederek gerçekleşiyor ki, bir de bunun yanına bu olayları siz de istemiş ve düşlemişseniz, işte o zaman değmeyin alınan hazzın keyfine.
Bizi tanıyan herkes Lucky’i tanır. Ondan o kadar çok bahsettik ki artık bazı arkadaşlarımız “bunlar iyice sıyırdı kafayı” diyor. Hayatımıza Lucky biz istediğimiz için girdi. Bir ara o kadar çok köpek hayali kurduk ki Evren karşımıza Lucky’i çıkardı. Lucky’nin hayatımıza girme misyonu acaba bu muydu? Bize ne öğretmeye çalışıyordu bu serseri sokak köpeği? Hayatta hiçbir şeyin tesadüflere dayalı olduğunu düşünmüyorum. Bu köpek hayatıma tam baba olacakken girdi. Bana öğrettiği ilk şey, gerçek ve yapmacık sevgi arasındaki fark oldu. Ona nasıl yaklaştıysam bana o şekilde tepki verdi. Samimiysem o da samimi, sahteysem o da sahteydi. Ona nasıl davranmam gerektiğini bana o öğretti. Sonunda bana güvendi; güvenmeseydi onu bıraktığımda arkamdan ağlamazdı. Apartmanımızda o kadar sorun yaşadık ki bir gün Evren’den onu bırakabilecek, onu bizim kadar sevebilecek bir ortam yaratmasını istedik. Evren yine bize en bonkör tavrını takınarak karşılık verdi. Peren ve Yaman’ı karşımıza çıkardı. Şimdi Lucky’nin hayatımızda edinmiş olduğu misyonun sadece bize bir şeyler öğretmekten daha öte olduğu gördüm. Dediğim gibi hiçbir şey tesadüf değil. Lucky bizi onlarla tanıştırdı. Bu sırada hala olaylar birbirini takip ederek gerçekleşiyor, yeni mucizeler bizi bekliyor. Hayatın mucizeleri her an karşımıza çıkıyor, önemli olan onları görebilme yeteneğini kazanmak. Kaan’ım seni, en güzel mucizemizi bekliyoruz…

Sevgimle

Levent

29 Ocak 2010 Cuma

Lucky'yi çok özlüyorum... wow.. wow.. diye havlayışını.. :((



28 Ocak 2010 Perşembe

Altın Yumurtlayan Kaz

Geçenlerde Stephen Covey’e ait olan “Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı” kitabını yorumlayan bir sunuma katıldım. Yıllar önce bu kitabın eğitimine de katılmıştım. Gerçekten genç yaşımda böyle bir eğitime katılma şansını elde etmiştim. Eğitimden çok etkilendiğimi hatırlamama rağmen öğrendiklerim üzerine hiç gitmediğimin farkına yine benimle aynı tecrübeyi yaşamış olan ve geçenlerde benimde aralarında bulunduğum küçük bir toplulukla yeniden kitaba dönerek etkilendiği bölümleri bizimle paylaşan arkadaşım sayesinde vardım. Ve ne yaptım dersiniz? Tabii ki ben de tekrar kitaba dönerek eğitimini aldığım konuya kitabı okumaya başlayarak tekrar döndüm. Ne kadar doğru karar verdiğimi görünce kendimi alkışlamadan edemeyeceğim… Bu hafta bu kitaptan bir alıntı yapacağım.

Hepiniz Ezop’un altın yumurtlayan kaz masalını hatırlarsınız. Bu masal günün birinde kendi kaz kümesinde pırıl pırıl bir altın yumurta bulan yoksul bir çiftçiyi anlatır. Adam önce bunun bir tür oyun olduğunu düşünür. Ama tam yumurtayı bir kenara atacağı sırada duraklar ve değer biçmeye götürür.
Yumurta saf altındandır! Çiftçi, şansının bunca açılmış olmasına inanamaz. Ertesi gün de aynı şey olunca, iyiden iyiye şaşırır. Her sabah kümese koşar ve her seferinde altın bir yumurta bulur. Adam dillere destan bir servet edinir. Bu, inanılmaz bir şeydir.
Ancak çiftçinin serveti artarken açgözlülük ve sabırsızlık da baş gösterir. Adam günler boyu altın yumurta beklemekten sıkılır. Kazı öldürerek bütün yumurtaları elde etmeye karar verir. Ancak kazın karnını yardığı zaman içinin boş olduğunu görür. Hayvanın içinde altın yumurta yoktur; onları elde etmesinin hiçbir yolu kalmamıştır. Çiftçi altın yumurtlayan kazı öldürmüştür.

Stephen Covey bu masalın içinde doğal bir yasa, bir ilke –etkinliğin temel tanımını- fark etmiş. Masalda altın yumurtalar Üretilen şey’dir ve kaz Üretilen kaynak ya da Üretme Yeteneği ’ni temsil eder. Odak noktası altın yumurtalar olan ve kaza aldırış etmeyen bir yaşam biçimi seçerseniz, çok geçmeden altın yumurtlayan kaynaktan olursunuz. Diğer taraftan altın yumurtaları hedef almadan yalnızca kazla ilgilenirseniz; çok geçmeden kazı da kendinizi de besleyecek parayı bulamazsınız.

Etkili olmak dengeye bağlıdır, yani, Ü/ÜY dengesine. Ü, istenilen sonuçların üretilmesini, yani altın yumurtaları temsil eder; ÜY ise üretme yeteneğini, yani altın yumurtayı üreten yeteneği ya da kaynağı.

Bir örnek verelim. Evli insanlar ilişkiyi korumaktan çok altın yumurtaları, yani çıkarlarını düşünürlerse, çoğunlukla duyarsız ve düşüncesiz hale gelirler. Sağlam bir ilişki için gerekli olan asgari nezaket ve saygıyı unuturlar. Birbirlerini yönetmek için kontrol manivelalarını kullanırlar. Dikkatlerini kendi ihtiyaçlarına verirler. Kendilerini haklı çıkarmaya çalışıp diğer kişinin hatalarını göstermek için kanıt ararlar. Sevgi, duygusal zenginlik, yumuşaklık ve içtenlik azalmaya başlar. Kaz, günden güne verimsizleşir.

Şimdi herkes dönüp baksın kendi hayatındaki verimsiz kazlara. Hangi altın yumurtalara veya kazlara odaklandığımızı şöyle bir düşünelim, eminim Ü/ÜY dengesiyle olaylara karşı paradigmamızı değiştirdiğimizde sonuçlar daha mucizevî olacaktır.

İyi haftalar, sevgi ile kalın, daha çok verin, daha az bekleyin.

Levent Atmaca

27 Ocak 2010 Çarşamba

Özgürlük Parkında Organik Pazarımız Açıldı

Arkadaşlar bir duyuru:

Artık her çarşamba Özgürlük Parkında Organik Pazar açılıyor.
Doğal beslenmenin öneminin gün geçtikçe arttığı şu dönemde organik pazarlara sahip olmak mutluluk verici..
tüm besinler sertifikalı. Bugün ilk günüydü pazarın,gidemedim..
Ama haftaya gitmek ve izlenimlerimi sizlere anlatmak için sabırsızlanıyorum.. Sevgiler,

İşte Size Puffycom... Iyi ki var hayatımızda..

biz kocaman bir aileyiz..

Dondurucu soğuklar ve kar nedeniyle uzun süredir , oturduğumuz apartmanın bahçesinde baktığımız minik pati dostlarımızdan Pıtırcan ve Minik'i bu hafta balkonumuzda misafir ettik.
Gün boyu onların mırıl mırıl konuşmaları , birbirlerine sarılıp uyumaları ve sıcacık bakışları beni o kadar mutlu etti ki..
Puffy'm zaten her zaman yanımda ( fiziksel ve manevi yönden) ..evde ben nereye o da oraya.. mırıl mırıl saatlerce konuşuyor benimle. zümrüt yeşili gözleri ile.
akşam olunca, üç kızımız, doğumunu dört gözle beklediğimiz oğlumuz ve eşim Levent ile ailemizin tüm fertleri biraraya gelmiş oluyoruz. içimi çok derin bir huzur kaplıyor..
keşke lucky'cik de yanımızda olabilseydi diye içim cız ediyor ama onun güvenilir ve çok mutlu bir yuvası olduğunu bilmek özlemimi biraz hafifletiyor.
Biz can dostlarımızla beraber kocaman bir aileyiz.
Ve sokaktaki diğer pati dostlarımızla , bu dostlarımızı yaşatmak için uğraştığımız arkadaşlarımızla ve tüm canlılarla beraber kocaman bir aileyiz..
Bu mutluluğu yaşadığım için birkez daha şükrediyorum, şükrettikçe sahip olduklarımın kıymetini bir kez daha derinden hissediyorum.

Yeni yılınız bir kez daha kutlu olsun..