10 Nisan 2012 Salı

Dost İb..ler


Birkaç yıl önce aldığım bir eğitimin ardından öğrendiklerimi şirkette samimi olduğum bir arkadaşıma anlattım. Konu insan karakterleri hakkındaydı, hani vardır ya x ve y ekseni, x ekseni savaşçı yada filozof karakter, y ekseni baba veya dost karakteri. Arkadaşıma Savaşçı karakter nedir, Filozof karakter nedir diye uzun uzun anlattıktan sonra biraz da bana garip garip bakarak ya Levent’cim takma kafana böyle şeyleri, geçer zamanlademişti. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra, yine grup halinde beraberce sohbet ettiğimiz bir ortamda, ona o gün anlattıklarımı çevredekilere aklında geldiğince anlatmaya ve aldığım eğitimleri şakaya vurmaya başlamıştı. Bir süre sonra durdu ve benim karakterimi hatırlamaya çalıştı.
“Levent neydin sen lan, dost ib..miydin?”
Evet, gelişim, hele hele bireysel gelişim şart!
Geçenlerde yine bir seansta kendimi ve duygularımı ifade ederken, grubu yöneten Zeliş “Yahu Levent bu anlattıkların ne kadar dişil, yani sağ beyin ürünü” dedi. Anlattıklarımın sanki bana ait olmadığını düşünüyordu. Bir süre sonra tekrar sözü bana verdi. Şimdi kendi duygularından bahsedecekmisin? O an hayır dedim, bütün duygu ve düşüncelerimi ifade ettim dedim. Gerçekten de öyleydi. Aradan bir iki gün geçti. Kafam bu konuya takıldı. Son birkaç senedir sol beynim ile hareket etmeyi bırakıp sağ beynimle düşünmeye çalışıyordum. Sezilerime güvenmeyi, olayların ruhsal boyutunu da algılayıp karar verme sürecinde etkinliğini artırmak amacındaydım. Zeliş’in bu tepkisini alınca, ya bi dakika ne oldu bana diye de düşünmeden edemedim. Acaba Zeliş bir erkeğin bu kadar sağ beyinle konuşabileceğini hayal mi edememişti yoksa ben mi
durumu biraz abarttım? İşte o an arkadaşımın meşhur sözü aklıma gelmedi değil !
Sevgiyle kalın...
Levent

22 Mart 2012 Perşembe

Oluş Vakti

Bir süre önce yazdığım yazıya takıldım bu akşam. "Görünen, görünmeyenden gelir"
Bir süredir görünmeyenin peşindeyim...
Hayatım hızla gözümün önünden akıyor, siluetler ve sisler içinde bazı görüntüler. Görünmeyenlerin dışa vurumu uzun zamandır beni rahatsız ediyor. Ama farkındalıklarda bir yandan geliyor. Yaklaşık iki senedir, görünmeyenin izlerini silmeye çalışıyorum. Daha başaramadım ama sabırlıyım. Gerçekten sabırlıyım. Bazı hassas noktalara dokunuyorum ama hayır, birden kendimi çekiyorum. Biraz daha cesaret, sanırım olmasına çok az kaldı. Görünmeyenin arkasındaki hazzı biliyorum; özgürlük, yaşama sevinci, doğru karar verme, anda olma, bütün duyularım ile anı hissetme...ben hayatın nasıl yaşanmasını, her andan nasıl zevk alınmasını, hayatı doyumlu yaşamayı biliyorum.
Sızlanmalarım azalıyor, nerden mi anlıyorum; çevremdekilerin sızlanmaları bana anlamsız geliyor. Eskiden onlarla beraber lanet okurdum kadere, şimdi her zaman farkındayım ki hayatın ipleri hep benim ellerimin arasında. Kontrol bende.
Değişiyorum, güzelleşiyorum, çevremdekilerde hızla benimle beraber değişiyor, güzelleşiyor. Yaşadığım yer, komşularım, arkadaşlarım, hepsi daha anlamlı, sanki çok sulu bir meyveyi ısırdığında ağzındaki doygunluk hissi gibi.
Artık görünmeyenleri ortaya çıkarmanın vakti geldi, artık olmanın vakti geldi.

Sevgiyle

Levent Atmaca

Can Dostlarımızla Hayatı Paylaşıyoruz

Değerli Dostlar , 1 Nisan Pazar günü kendinize ve çocuğunuza,ailenize güzel bir an yaşatmak ister misiniz ? 1 Nisan günü Ataşehir Hayvan Barınağında çocuklarımız ve ailelerimiz ile birlikte oradaki can dostlarımız köpekler ile birlikte güzel vakit geçirmeye davet ediy...oruz sizleri. Amacımız ; kendimize ve çocuklarımıza can dostlarımız hayvanların sevgisini tanıtmak, bu duyguyu hissettirmek , kendimiz haricinde başka bir cana karşılıksız sevgi vermek,yardım etmek ve içimizde daha önce farkına varmadığımız duyguları uyandırmak, yeni farkındalıklar yaratmak… O gün hepimiz para hariç gönlümüzden ne kopar ise bir hediye ile gideceğiz barınağa. Bu hediye, 1 paket mama , tasma , ilaç , evinizde biriktirdiğiniz gazete, dergi ya da kullanmadığınız battaniye, örtü v.s. olabilir. Barınağın ihtiyaç listesini öğrenmek için aşağıdaki web sitesini ziyaret etmenizi rica ederiz. www.kadikoyunkopekleri.org Ya da hediyeniz sadece sevgi olabilir. Gönlünüz ve durumunuz nasıl musaitse öyle gelin lütfen. Can dostlarımız köpekler için zaman ayırmanız ve onlara sevgi vermeniz en önemlisi. Yetişkin gönüllüler olarak bizler sizlere köpeklerin bulunduğu kafeslerde bilgi vermek amaçlı yardımcı olacağız. Kafeslerde tutulan köpeklerden içinizden gelen bir tanesini barınak içinde gezdirebilirsiniz. Belki ilk defa bir köpek ile iletişim kuracaksınız , belki ilk defa ona sevgi vereceksiniz belki ilk defa böyle bir konuda içinizde ayrı duygular uyanacak ve farkındalıklar yaşayacaksınız. Her yaşadığınız farkındalık eminim ki içinizde başka kapılar açacak. Eğer çocuğunuz ile birlikte gelecek iseniz çocuğunuz sizin sayenizde hayvan sevgisi , doğa sevgisi ile büyüme konusunda bir deneyim daha yaşayacak. Ve sayenizde can dostlarımız köpekler sevgi dolu bir gün geçirecek. Ihtiyaçları olan en önemli şeyi sayenizde bir günlüğüne bile olsa almış olacaklar. Sizinle birlikte sizin istediğiniz süre boyunca serbestçe dolaşacaklar. Not: köpek gezdirmek isteyen dostlarımızın tasma ve köpek gezdirme zinciri getirmelerini rica ediyoruz. Ataşehir Barınağı gönüllüsü arkadaşım Pınar Satıoğlu tasma ve köpek gezdirme zincirini migroslarda uygun fiyata bulabileceğimizi belirtti. Çocuklarımız için barınakta yavru köpekler ile birlikte vakit geçirebilecekleri bir alan oluşturacağız. 0-8 yaş arası çocuklarımız yavru köpekler ile birlikte fotoğraf çektirip, güzel oyunlar oynayabilecek(tabii ki biz yetişkinlerin . Çocuklarımız anne ve babalarının yanında yetişkin köpekler birlikte dolaşmalıdırlar. Ayrıca aynı gün barınağımızda 2 okul, öğretmenleri ve öğrencileri ile birlikte bizlerin yanında olacak. 1 nisan günü sizleri barınakta , can dostlarımıza sevgi ve destek vermek için yanımızda görmekten mutluluk duyacağız. Pazar gününüzde 1 saat bile vakit ayırabilirseniz kendiniz ,çocuklarınız ve can dostlar adına çok güzel bir anı yaşayacağınızdan emin olabilirsiniz. Biliyorsunuz ama tekrar hatırlatmak isterim, bu dünyada sadece insanlar olarak değil, doğa , hayvanlar ve insanlar olarak bir bütün halinde yaşıyoruz. Eminim ki siz de 1 saat bile olsa bütüne katkıda bulunmak istersiniz diye bu maili sizinle paylaşmak istedim. Siz katılamasanız bile lütfen dostlarınıza mailimizi forward ediniz , mutlaka katılmak isteyen gönül dostları vardır . teşekkürler, sevgiler… Meltem Torlakoğlu Atmaca

24 Temmuz 2010 Cumartesi

emziren annelerin durumu .. çalışsınlar ya da çalışmasınlar hiç farketmez..

dün facebookdaki status bölümümde her türlü mobinge hayır... emziren annelere duygu sömürüsü ve baskı yapmayın, bebeklerin sağlığını riske atmayın. yeterrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr ... şeklinde bir yazı yazdım. çünkü artık çevremden duyduğum,okuduğum,kendim bizzat zaman zaman yaşadığım bu tür duygu sömürüleri ve baskılardan bana GERÇEKTEN fenalık geldi. ne oluyoruz yahu böyle ... Türk toplumunda anneler , kayınvalideler,ablalar, görümceler .. kısacası kadın milleti birbirini çekemiyor.. genelleyerek söylemek zorundayım ,çoğunluk böyle.. üye olduğum mail gruplarından birinde bir arkadaşım sıkıntısını paylaşmış, kayınvalidesi ve çocuğunun doktoru arkadaşa sütünün az olduğu bu yüzden bebeğini mama ile beslemesi konusunda baskı yapıyormuş. kayınvalidesi ve görümcesi de , arkadaşın bebeğine bakması konusunda devamlı eleştiride bulunuyormuş. Çocuk onun çocuğu kime ne????
gerçekten inanamıyorum toplumumuza . sadece eleştiri için  mi var bu insanlar ?
annenin sütü neye göre , kime göre az geliyor ? bebeğin sağlığı yerinde ise sütün az gelmesi ne demek?
hemen 180 cc,200 cc bilmem kaç cc mama verin çocuğa diyorlar..
annenin sütünü artırmak için ona destek olmak akıllarına bile gelmiyor.
Annenin böyle bir durumda gerçekten anlayışa , biraz dinlenmeye ve sevgiye ihtiyacı var. Doğa o kadar mükemmel işliyor ki , anne rahatladığında mutlu olduğunda sütü bol ve sağlıklı bir şekilde geliyor. Bebek de anne sütünden mahrum kalmamış oluyor.
Doğum yapmış annelere verilen her zarar aslında bebeklere verilen zarar demek. Toplum olarak bunun ne zaman farkına varacağız ? gerçekten merak ediyorum.
hamilelik dönemi bir kadının ne kadar rahat geçerse geçsin doğumdan sonra hamilelik dönemi ve doğum yorgunluğu çıkıyor ortaya. eee o zaman da lohusalık olayı başlamış oluyor. hormonların dengesizliği, bebeğe adaptasyon, uykusuzlukla mücadele,bebek bakımı  ( her ne kadar bakıcı olsa da bebeğin ana bakıcısı her zaman annesidir ya da annesi olmak zorundadır diye düşünüyorum) kısacık doğum izninin ardından işe geri dönüş, iş yoğunluğu,evin organizasyonu ve daha birçok detay. tüm bunlar annenin sorumluluğunda. anne bütün bunlarla uğraşırken bir de toplum,akraba hatta eş baskısı, duygu sömürüsü...
Aman Allahım , böyle bir durumda , YANGIN VARRRRR diye bağırmak herhalde normal bir durumdur.
Tüm anneler bu durumların hepsini yaşamıyor olabilir ama eminim ki çoğu anne bu durumların en az birini mutlaka yaşadı.
Günümüzde çoğu baba eşlerine ve çocuklarının bakımına destek oluyor. Ancak ellerinden gelebildiği kadar.
baba fiziksel destek için ne kadar çabalarsa çabalasın, iş annede bitiyor. Çünkü bebek ile anne avatar gibi özellikle 2 yaşına kadar.
Bilinçli çocuk doktorları, psikologlar ortak bir noktada buluşuyor:
Bebeğin temel ihtiyaçlarını annesi karşılasın. Annenin olmadığı durumda baba ya da bebeğin gün içinde her zaman irtibatta olduğu başka bir kişi ( mesela bakıcısı gibi )
0-2 yaş arasına bebek temel ihtiyaçlarının karşılanmasını bekliyor. anneyi temel ihtiyaçlarını karşılayan kişi olarak bünyesinde eşleştiriyor. Emzirme ( ya da mama ile beslenme ), alt temizliğ, banyo, uyku, sevgi-dokunma ihtiyacı .
diğer zamanlardaki oyun oynama, vakit geçirme ,etrafı inceleme ihtiyaçlarını annesi ya da zaman zaman başka biri ile de yapabilir .,
Önemli olan her temel ihtiyacını annesinin karşılayacağını bilmesi, KENDİNİ GÜVEN İÇİNDE HİSSETMESİ. Böylece geldiği bu dünyanın onun için güvenli bir alan olduğunu öğreniyor,benimsiyor.
Çözüm, daha bilinçli ve duyarlı yaşam. İnsanlar ne kadar eğitilirse eğitilsin bence bu gibi konular bilinçli ve duyarlı olmayı içselleştirme ile ilgili bir durum.
Ayyy çok uzun ve biraz daldan dala oldu ama birden akıverdi parmaklarımdan yazılar..
neyse , umarım her anne bebeğini istediği kadar , istediği rahatlık ve mutlulukda emzirir. Bebekler hep mutlu ve huzurlu büyür..
Herkese sevgiler.. iyi haftasonları..

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Yeni Hayat


Ne ilginçtir ki hayat Kaan'ın doğumu ile sanki donmuş. Bloğumuza son yazımız 22 Şubat 2010. Ertesi gün Kaan bizlere merhaba dedi ve bizler için "yeni hayat" başladı. Uzun zamandır aklımda olmama rağmen bir türlü kafamı toplayıp ta bilgisayarın başında iki satır bir şey yazamadım.

Merhaba Yeni Hayat, merhaba Kaan...geç te olsa sana bu siteden tekrar hoşgeldin...ve iyi ki geldin.

Kaan doğalı dörtbuçuk ay oldu. Zaman geçiyor ve ben daha fazla vakit kaybetmeden Kaan'ın babası ile ilk fotoğrafını siteye koyarak gelecekteki yeni yazılarımın müjdesini veriyorum.
Sevgiyle kalın,


Levent Atmaca

22 Şubat 2010 Pazartesi

Kaan'ı beklemeye devam ediyoruz ...

Kaan'cığımızı beklemeye devam ediyoruz arkadaşlar..içim hem heyecanlı hem de sabırsız.. bir an önce gelsin istiyorum ama o anlaşılan geleceği zamanı bekliyor. bize daha gelmeden ilk öğrettiği şey sabırlı olmamız oldu, ben geleceğim zamanı kendim karar veririm tüm hayatım boyunca kararlarımı ben vereceğim mesajını bize çoktannnn iletti veled..
işte kontrolcülüğün işe yaramadığı bir durum, beklemek zorundayız.
normal doğum istediğim için sağlık koşullarının izin verdiği son güne kadar bekleyeceğim Kaan'ın gelmesini.
Kaan tam bir balık burcu olacak anlaşılan, çok merak ediyorum onunla birlikte neler yaşayacağız, bize daha başka neler öğretecek? annesinden daha sakin ve sabırlı olacağı kesin..
bazen neden hala gelmedi diye sabırsızlanıyorum,stres oluyorum ; sonra da bu stresimden acaba Kaan etkilenmiş midir diye düşündüğüm için stres oluyorum:)) yahu geçse şu son günler de sonuca ulaşsak. sonra eminim kendime başka bir sonuç belirleyip hadi bu süreç de geçse diye kıvvranıcam.. ne kadar büyük bir yanılgı.. bu şekilde ömrümüz geçiyor farkında değiliz. anın farkına varamamak, anın zevkini alamamak .. en büyük yanılgılardan , işkencelerden biri..
siz ne dersiniz?

19 Şubat 2010 Cuma

Visibilia ex Invisibilius


Anlamı " Her görünen, görünmeyenden gelir". Sadece dakikalar oldu "Tanrılar Okulu" adlı kitaba başlamam ama daha başında beni etkilemeyi başardı. Aynı kavramları hayatıma sürekli çekmekle meşgulum ama hiç te şikayetçi değilim. Huzurluyum ve sanki öğrendiğim her şey bulmacanın bir parçası. Yavaş yavaş bir araya geliyor, kendini tamamlıyor. Bu yolculuk her geçen gün daha da zevk veriyor. Hangi yolculuk? Tabii ki kendimi tanıma yolculuğu...


"Ancak kim olduğunu biliyorsan 'ben' diyebilirsin; yaşamın efendisiysen ve bir iraden varsa."